EVLENMEK ŞART MI?
Kimse Robinson Crusoe değildir. O bile bir dost bulduğunda
sevinçten zıplamıştı. Kendi başına da dünyanın en huzurlu insanı olan
ve hatta doğrudan Rabbine muhatap olabilen Peygamberimiz (a.s.m.) bile,
bazen eşine “Yâ Âişe, konuş benimle!” dermiş, kitaplarda böyle
nakledilir. Konuşmak, paylaşmak ve yardımlaşmak bu zorlu imtihan
dünyasına tek başına gelen insanın en büyük ihtiyacıdır belki de.
Bediüzzaman’ın ifadesiyle, “İnsanın en fazla ihtiyacını tatmin eden,
kalbine mukabil [karşılık] bir kalbin mevcut bulunmasıdır ki, her iki
taraf sevgilerini, aşklarını, şevklerini mübadele etsinler
[paylaşsınlar] ve lezaizde [güzel şeylerde] birbirine ortak, gam ve
kederli şeylerde de yekdiğerine muavin ve yardımcı olsunlar.”
“Evet, bir işte mütehayyir [hayret veya tereddüt içinde] kalan veya
birşeye dalarak tefekkür eden adam, velev zihnen olsun [hayalî bile
olsa], ister ki, birisi gelsin, kendisiyle o hayreti, o tefekkürü
paylaşsın.”
“Kalplerin en latifi [duyarlısı], en şefiki [şefkatlisi], ‘kısm-ı sani’
[diğer yarım] ile tabir edilen kadın kalbidir.”
Zaten evlilik, değil bu insanî ve ulvî ihtiyaçları, insanın en temel
ihtiyaçlarını—barınma, beslenme ve üreme—dahi karşılayan bir kurum
olduğu içindir ki, tartışmasız her asırda, her kültürde el üstünde
tutulmuş, şart gibi görülmüş, hatta kutsanmıştır. Gelin görün ki, en
fazla şikayet edilen kurumdur da aynı zamanda. Bir problemi olan,
işleri yolunda gitmeyen, gençliğindeki ideallerini yakalayamamış
kişiler, evliliğinden şikayet ederler genellikle. Sanki bekârlığında
çok mutluymuş gibi, sanki bekâr kalsa ideallerine ulaşacakmış gibi. Hem
evlenir, hem şikayet ederler; hem şikayet eder, hem de evlilikten
vazgeçmezler. Olan da bekâr gençlere olur. Kafalar karışır: “Evlenmesek
mi?”
Siz bakmayın onlara. Hatta bana da bakmayın siz, bazen ben de “Bekâr
bayan yarımdır, evlenince tam olur. Bekâr erkek yarımdır, evlenince
tamamen biter” gibi espriler yaparım ama, bal gibi biliyor, açıkça da
görüyorum ki; bekârlık yıllarımda hedefsiz ve sonuçsuz bir koşturmaca
hâlinde geçen hayatım, evlenince, bir tezgahın başına oturup üretime
başlamak gibi bir değişim geçirdi ve maddî, manevî, sosyal sahalarda
bugüne dek ne ürettiysem, hep evlendikten sonra oldu. (Eşime buradan
teşekkürler!) Eski resimleri karıştırdığımda zaman zaman kendi kendine
konuşan, yalnızlık sebebiyle arada kasvete dalan o genci görüp bugünkü
hâlime şükrediyorum.
Geçenlerde Ulusal Psikiyatri Kongresi’ne katılmıştım. Epeydir
görmediğim birçok meslektaşım ve dostumla görüştüm. Son katıldığım
kongreden bu yana peşpeşe iki çocuğum daha olduğu için benimle sohbet
eden arkadaşların konuşmaları evlilik, çoluk-çocuk gibi konulara
yöneldi genellikle. Benim de dikkatim bu konuya çevrildi tabiî. Kim
evlenmiş, kim bekâr kalmış, kim boşanmış, kimin kaç çocuğu var? Dikkat
ettim, kim ki evlenip yuva kurmuş; daha huzurlu, daha verimli,
hedeflerini gerçekleştirmiş. “Nasılsın?” diye sorunca gevrek gevrek
gülerek “İyii” diyor. Kim ki düzenli bir aile hayatı kuramamış;
huzursuz, şaşkın, meslekî yönden de verimsiz, başıboş dolanıyor. “Yaa,
bildiğin gibi işte, birşey yok, ne olsun?”
O yüzden Bediüzzaman’ın “Bekârlık, bikârların kârıdır” sözüne aynen
katılıyorum. Bekârlık, bu hayatta kazancı olmayanların işidir yani.
Üstelik onun, az önce yazdığım espriden çok daha hakikatli bir sözü
daha var ki; “Bekâr erkek üçte iki erkek, üçte bir çocuktur. Bekâr
kadın üçte iki kadın, üçte bir erkektir.” Yani erkeklerin haylazlıktan
kurtulup olgunlaşmaları, bayanların ise kişiliklerini oturtmaları için
evlenmeleri lâzımdır.
Peki, evleneceğiniz kişiyi nasıl seçeceksiniz?
ÖNCE NE İSTEDİĞİNİZİ BELİRLEYİN
“Ne iş olsa yaparım abi” diyen birinin, iyi ve uygun bir iş bulması çok
zordur malûm. Hatta iş bulması bile zordur. Oysa kişi ne istediğini
belirlese, aradığını bilmenin rahatlığı ile çok daha kolayca bulabilir.
Evlilik için de böyledir bu. Nasıl biriyle evleneceğine karar vermek,
işin yarısını halletmek demektir. Ama bunun için de tabiî önce kendi
kişiliğinizi, yönelimlerinizi ve ihtiyaçlarınızı belirlemeniz gerekir.
Yani kendinizi tanımanız lâzımdır önce.
İkili ilişkilerde, aile hayatında sizin için önemli olan nedir? Huzur
mu, paylaşım mı, destek mi, heyecan mı, ya da güven mi?
Vazgeçemeyeceğiniz öncelikler hangileridir, kesinlikle kabul
etmeyeceğiniz şeyler nelerdir? Bunların adını doğru koymanız gerekir.
En az on cümleyle ihtiyaçlarınızı, beklentilerinizi, şartlarınızı
sıralayın; elinizde ve aklınızda bulunsun.
Tabiî, bu istekleri sıralarken, abartmayın da lütfen.
Adam arkadaşına sormuş:
—Evlenmiyor musun?
—Şartlarımı tutarsa olur.
—Ne istiyorsun ki?
—Güzel olsun, akıllı olsun, dindar olsun, zengin olsun, kültürlü olsun,
şefkatli olsun, ciddi olsun, itaatli olsun, bir de esprili olsun.
—Ama abi, demiş öteki, birden fazla evlilik yasak artık!
Fıkra, önerimi unutturmasın ama. Ne istediğinizi belirlemelisiniz
mutlaka. On cümle lütfen.
İDEAL BİRLİĞİ ŞART, AMA YETMEZ
Hayat arkadaşını seçerken en çok dikkat edilmesi gereken noktaların
başında ideal birliği gelir. Hayatı beraber yaşayacağınız kişinin
hayatı ne gözle gördüğü, hedefinin ne olduğu ve değer yargıları, en çok
üzerinde durulması gereken konudur.
Hayat, keyif peşinde, rahat içinde mi yaşanacak, yoksa idealler
peşinde, gereğinde fedakârlıkla mı? Kazanılan para ile daha iyi yaşamak
mı hedeflenece